« Önceki |

17/11/2008

ZİYA PAŞA (1829-1880)

* Devlet adamı ve Tanzimat edebiyatı 1. dönem şairidir.

* Doğu kültürüyle yetişmiş, sonradan batıya yönelmiştir.

* Düşünceleriyle yenilikçidir; şiirlerini Divan şiiri üslubuyla gazel ve kasideler yazmıştır.

* Sanat anlayışı yönünden eskiye bağlıdır.

* 1865'te Meşrutiyet yanlısı Jön Türk Cemiyeti’ne (Yeni Osmanlılar) girmiştir.

* Namık Kemal ile birlikte Londra’da Hürriyet gazetesini yayımlamıştır.

* “Şiir ve İnşa” makalesinde Halk şiirinin bizim gerçek şiirimiz olduğunu, yazı dilimizin halkın konuşma dilini temel almasını savunmuştur.

* Sade dil savunmuş, fakat Arapça ve Farsça sözcük ve tamlamalarla yüklü bir dil kullanılmıştır. Bu onun içinde bulunduğu bir ikilemdir. Hem eskiyi eleştirmekte hem de geleneği sürdürmektedir. “Harabat” adlı Divan şiiri antolojisinde, “Şiir ve İnşa” makalesindeki düşüncelerinin tam tersini söyler.

* Terci-i Bent ve Terkib-i Bentleriyle ünlüdür.

* Atasözü haline gelmiş veciz sözleri de vardır.

Eserleri:

Eş’ar –i Ziya: şiir kitabı; Divan şiiri tarzındaki şiirleri (gazel, kaside ve şarkılar); bu eser şairin ölümünden sonra yayınlanmıştır. Bu kitabı daha sonra Süleyman Nazif “Külliyat-ı Ziya Paşa” adı altında yayımladı.

Defter-i Âmal: anı; Jean Jacque Rousseau’nun “İtiraflar” adlı eserinden etkilenerek yazmıştır; batılı anlamda anı türünün ilk örneklerindendir; yazarın çocukluk anılarını anlattığı bir eserdir; yarım kalmış bir eserdir.

Rüya: Nesir olarak yazılmıştır. (röportaj); edebiyatımızda mülakat türündeki ilk eserdir; karşılıklı konuşmalar biçiminde yazılmıştır; yazar eserinde çocukluk anılarını anlatmıştır; ayrıca yine bu eserinde Sadrazam Ali Paşa’yı eleştirmiş, onun kötü bir yönetimden dolayı görevden alınması gerektiğini savunmuştur.

Harabat: antoloji; Türk edebiyatının ilk antoloji eseridir; Türk, Arap ve Fars edebiyatından seçme şiirlerin yer aldığı bir divan şiiri antolojisidir; ayrıca yazar bu eserin başına bir önsöz koyarak “Şiir ve İnşa” makalesindeki düşüncesini değiştirerek gerçek edebiyatın Divan edebiyatı olduğunu savunmuştur. Daha önce “Şiir ve İnşa”da Divan şiirinin bizim şiirimiz olmadığını, asıl şiirimizin halk şiiri olduğunu söyleyen şair, eski şiir geleneğini sürdürmüş, Harabat’ta âşık şiirini eleştirmiştir.

Harabat Mukaddimesi: Harabat’ın önsözü olan bu makale, bizde ilk edebiyat tarihi taslağı sayılır. Ziya Paşa’nın burada verdiği hükümlerin yanlış ve eksik tarafları, bilgi hataları ilk önce Namık Kemal’in hücumlarına uğramıştır. Bu nedenle de Namık Kemâl’in “Tahrib-i Harâbât” ve “Takip” adlı eserlerindeki ağır eleştirilere hedef olmuştur.

Şiir ve İnşa: makale; yazar bu eserinde, Halk şiirinin bizim gerçek şiirimiz olduğunu söylemiş ve Divan şiirini eleştirmiştir.

Terkib-i Bent, Terci-i Bent: Bugün dahi dillerden düşmeyen beyitleri vardır.

Zafername: eleştiri; nazım-nesir karışımı bir eserdir; şair bu eserinde, dönemin sadrazamı olan Ali Paşa’yı eleştirmek için yazmıştır; mizahi yönleri bulunan bu eser “kaside, tahmis, şerh” olmak üzere üç bölümden oluşur; önemli bir hiciv örneğidir…

Emile: düzyazı; Jean Jacque Rousseau’dan Türkçeye çok güzel bir dille çevirdiği bir eserdir.

Engizisyon Tarihi: tarih; çeviri bir eserdir.

Endülüs Tarihi: Viardot’dan yapılan bu çeviriyi Ethem Paşa’nın kaldığı yerden Ziya Paşa tamamlamıştır. Kitap, ölümünden sonra 1882 yılında basılmıştır.

Verâset Mektupları: iki mektup, Fuat Paşa’yı yermek amacıyla yazılmıştır.

Muhbir ve Hürriyet’te yayımlanan pek çok makalesi bulunmaktadır.

17/11/2008

TERKİB-İ BENT

·   Aruzla yazılır.

·   Terkib-i bentler 5-15 bent arasında yazılır.

·   Bentler “hane” denilen 5-10 beyitlik kümelerle bu kümelerin altında “vasıta”  (bağ) beyit denilen bölümlerden oluşur.

·   Bentler gazel gibi uyaklanır.

·   Vasıta beyitte dizeler kendi aralarında uyaklıdır.

·  Vasıta beyitler nakarat olursa “terci-i bent” olur. Terkib-i bentlerde vasıta beyitler yinelenmez.

·  Terkib-i bentlerde toplumsal ve kişisel yergiler, öğüt verici düşünceler, dini konular, ölümden duyulan acılar, tarihten ve yaşamdan yakınmalar işlenir. Ancak terkib-i bendin başlıca konusu mersiyedir.(Bâkî’nin Kanunî Mersiyesi, Şeyh Gâlib’in Esrâr Dede Mersiyesi)

·   Edebiyatımızda Bağdatlı Ruhi ve Ziya Paşa bu türün iki önemli şairidir.

 

---- a

---- a

 

---- b

---- a

      

---- c                 hane 5- 10 beyit                                

---- a

 

---

---

                              *

                             ---- f             vasıta (bağ) beyit 1 beyit 

                             ---- f

                             *                                                             BENT 5-15

 

 

17/11/2008

TERKİB-İ BENT’TEN, ZİYA PAŞA

Erbâb-ı kemâli çekemez nâkıs olanlar

Rencîde olur dîde-i huffâş ziyâdan

v      Leff ü neşr

Yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim

Gaflet ile görmez kuyuyu reh-güzerinde

v       

Âyînesi  iştir kişinin lâfa bakılmaz

Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde                                                         

v       

Bed-asla necâbet mi verir üniforma

Zer-dûz palan vursan eşek yine eşekdir

v                

Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdîr

Tekdîr ile uslanmayanın hakkı kötekdir.

    

Sözcükler ve sanatlar


erbab-ı kemal: olgun kişi / (X nakıs)

nakıs olanlar: eksik (sakat) olanlar / (bilgisizler= mecaz)

rencide: incitme

dide-i huffaş: yarasanın gözü

ziya: 1- ışık, 2- şairin ad / (tevriye)

turfa: acemi, beceriksiz

müneccim: medyum

gaflet: dalgınlık, dikkatsizlik

rehgüzer: yol  (yol üzerindeki kuyu= gerçekler / mecaz)  (yıldızlar= düşler anlamında / mecaz)

ayine: ayna / (görünüş= mecaz)

necabet: soyluluk

zer-düz: sırmalı, işlemeli

nush: öğüt

tekdir: azarlama

 

Ziya Paşa’nın en tanınmış şiiri olan Terkib-i Bent 16. yy şairi Bağdatlı Ruhi’nin “Terkib-i Bend”ine nazire olarak yazmıştır. On iki bentten oluşmuştur. Her bentte on bir beyit vardır.

Düşünce ve hikmet tarafı ağır basan didaktik uzun bir eserdir. Eserin günümüze kadar atasözü gibi yer ederek gelmesinin nedeni ustaca söylenmiş olmasıdır.

Her beyitte sosyal yaşamın aksaklıklarından biri yerilmektedir.

1.       Eksik olanlar, olgun kişileri çekemezler. Yarasa gözü ışıktan rahatsız olur. / Cahil olan kişiler, olgun, bilgili kişilerden tıpkı yarasanın ışıktan rahatsız olması gibi rahatsız olurlar, olgun kişileri çekemezler. 

 

2.    Nice acemi müneccim, gökte yıldız ararken dikkatsizlikten yollarındaki kuyuyu görmezler. / İnsanlar(gençler) çevrelerindeki gerçekleri görmeli, önce yapmaları gerekeni yapmalılar, gerçekleştiremeyecekleri düşler peşinde koşmamalıdırlar.

 

3.    Kişinin aynası işidir, kişinin akıl gücü oluşturduğu eserlerle ölçülür, söyledikleriyle değil./ İnsan aklının değeri, kişinin kendisiyle ilgili sözleriyle değil, insanın aynası olan eylemlerinde yaptığı işlerle görüldüğü vurgulanıyor.

 

4.    Soyu kötü olana üniforma soyluluk vermez. Sırmalı palan da vursan eşek yine eşektir./ İçinde kötülük olanların rütbe ve üniforma ile değişmeyeceği düşüncesi vurgulanıyor.

 

5.    İyilik uyarıdan anlamayanı azarlamalı; azardan da anlamayanı dövmeli./

 

                                                       

6/7/2008

minnet eylemem, Seyyit Nesimi

Hâr içinde biten gonca güle minnet eylemem
Arabi Farisi bilmem, dile minnet eylemem
Sırat-i müstakim üzre gözetirim rahimi
iblisin talim ettiği yola minnet eylemem

Bir acaip derde düştüm herkes gider kârına
Bugün buldum bugün yerim, Hak kerimdir yarına
Zerrece tamahım yoktur şu dünyanın varına
Rızkımı veren Huda'dır kula minnet eylemem.


Oy nesimi, can Nesimi ol gani mihman iken
Yarın şefaatlarım ahmed-i muhtar iken
Cümlenin rızkını veren ol gani settar iken
Yeryüzünün halifesi hünkara minnet eylemem

                                                                      

Düzyazıya çevirme:

Dikenlerle (Balçıkta) biten goncaya karşı eziklik duygusu taşımam. Arapçayı ve Farsçayı bilmem ve dile karşı da bir eziklik duygusu taşımam. En doğru yol (Hak yolu) olarak esirgeyenin yolunu gözetirim, şeytanın gezdiği (idman yaptığı)yere de ihtiyacım yok.

 

Herkes kazancının peşine giderken ben bir acayip derde düştüm, bugün bulduğumu bugün yerim, yarın yiyeceğimi Tanrı bağışlar. Bu dünyanın malına zerre kadar değer vermem; çünkü maddi manevi ihtiyacımı veren Tanrı’dır, bu nedenle O’nun kuluna karşı bir eziklik duygusu taşımam.

Oy Nesimi, dost Nesimi ki (şu dünyada) elindekinden fazlasını istemeyen bir misafirim; ahirette affolmam için yolum Hz. Muhammed iken ve tüm kulların maddi - manevi ihtiyacını veren, günahların üstünü örten Tanrı iken bu dünyanın hünkârına karşı da bir eziklik duygusu taşımam.  

AÇIKLAMASI         

(1.  dörtlük: Nesimi, dikenleriyle açan bir goncaya bundan dolayı hayranlık duymamaktadır. O günün yaygın dilleri Arapça ve Farsça bilmediğini, dil bilmemenin de kendi seçimi olduğunu belirtmektedir. Bu dünyaya ait hiçbir şey Nesimi’yi ilgilendirmemektedir. Onun için asıl önemli olan insanı Allah yolundan çıkarmaya çalışan Şeytan’dan uzak durmak ve en doğru yol olan insanı kötülüklerden esirgeyen Tanrı yolunda olmaktır. O, tüm mutasavvıflar gibi Tanrı’ya kavuşma düşünce dışında hiçbir şeyle ilgilenmemektedir.)

(2.    dörtlük: Tasavvuf düşüncesinin bu dörtlükte daha da ön plana çıktığı görülmektedir. Nesimi, bu dünya nimetlerine zerre kadar değer vermediğini, mal- mülk peşinde olmadığını, bulduğuyla yetindiğini belirtmektedir. Amacı Tanrı’ya ulaşmak olduğu için, insan-ı kâmil olma yolunda maddi ve manevi yönden bir doyum içersindedir ve bu doyum kendisinden daha iyi durumda olanlar karşısında bir eziklik duymamasını sağlamaktadır. Bu dünya malı bu dünyada kalacaktır, önemli olan Tanrı’ya kötülüklerinden arınmış olarak kavuşmaktır.)  

(3.   dörtlük: Kendisine dışarıdan bakan Nesimi, yine tasavvuf düşüncesini dile getirirken ülkeyi yönetenlere sultana karşı bir başkaldırı içindedir. Tasavvuf düşüncesine göre yerin ve göğün tek sahibi Tanrı’dır, bu nedenle kendisini bu dünyada elindekiyle yetinmesini bilen bir misafir olarak tanımlıyor. Ahirette günahkâr olmadığına aracılık edecek Hz Muhammed ve tüm günahları affetme, bağışlama gücüne sahip Tanrı karşısında Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi sayılan sultan, Nesimi için hiçbir şey ifade etmemektedir.

11/6/2008

DOSTLUK, Nazım Hikmet

Biz haber etmeden haberimizi alırsın,

yedi yıllık yoldan kuş kanadıyla gelirsin.

 

Gözümüzün dilinden anlar,

elimizin sırrını bilirsin. 

 

Namuslu bir kitap gibi güler,

alnımızın terini silersin.

 

O gider, bu gider, şu gider,

dostluk, sen yanı başımızda kalırsın.

31/5/2008

İtirazın İki Şartı, Nevzat ÇELİK

çok olmadığımız kesin
çok olan tarafta de
ğ
iliz
çok olan tarafta olmayaca
ğ
ız
türkiye'de kürt olaca
ğ
ız
kürtlerde ermeni
ermenilerde süryani
gidip almanya'da türk olaca
ğ
ız
hollanda'da surinamlı
fransa'da cezayirli
iran'da azeri
amerika'da zifiri zenci olaca
ğ
ız
ço
ğ
alan zencide mutlaka kızılderili
israil'de filistinli
köpe
ğin karş
ısında kedi
kedinin kar
şısında kuş olacağ
ız
ku
şun karş
ısında börtü böcek
hakemler hep kar
ş
ı takımı tutacak
ve biz hep yedi ki
şiyle tamamlayacağ
ız maçı
çiçeklerden kamelya olaca
ğ
ız
az kolumuzun tarafında
solda olaca
ğ
ız
bu itirazın ilk
ş
artı
solda da az olaca
ğ
ız
devrimi ço
ğ
altırken çünkü
bir ba
şka devrime hızla azalacağ
ız

bu da itirazın ikinci
şartı

24/5/2008

MENDİLİMDE KAN SESLERİ, Edip CANSEVER

Her yere yetişilir 

Hiçbir şeye geç kalınmaz ama 

Çocuğum beni bağışla 

Ahmet Abi sen de bağışla 

Boynu bükük duruyorsam eğer 

İçimden öyle geldiği için değil 

Ama hiç değil 

Ah güzel Ahmet abim benim 

İnsan yaşadığı yere benzer 

O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer 

Suyunda yüzen balığa 

Toprağını iten çiçeğe 

Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine 

Konya’nın beyaz 

Antep’in kırmızı düzlüğüne benzer 

Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir 

Denize benzer ki dalgalıdır bakışları 

Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına 

Öylesine benzer ki 

Ve avlularına 

(Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi) 

Ve sözlerine  

(Yani bir cep aynası alım-satımına belki) 

Ve bir gün birinin adres sormasına benzer 

Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne 

Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına 

Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına 

Minibüslerine, gecekondularına 

Hasretine, yalanına benzer

Anısı işsizliktir

Acısı bilincidir

Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan

Gülemiyorsun ya, gülmek

Bir halk gülüyorsa gülmektir

Ne kadar benziyoruz Türkiye'ye Ahmet Abi.

Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden

Dirseğin iskemleye dayalı

-- Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben --

Cıgara paketinde yazılar resimler

Resimler: cezaevleri

Resimler: özlem

Resimler: eskidenberi

Ve bir kaşın yukarı kalkık

Sevmen acele

Dostluğun çabuk

Bakıyorum da simdi

O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.

Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi

Biz eskiden seninle

İstasyonları dolaşırdık bir bir

O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar

Nazilli kokardı

Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası

Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında

Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen

Kadının ütülü patiskalardan bir teni

Upuzun boynu

Kirpikleri

Ve sana Ahmet Abi

uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki

Sofranı kurardı

Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı

Cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi

Çocuklar doğururdu

Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi

O çocuklar büyüyecek

O çocuklar büyüyecek

O çocuklar...

Bilmezlikten gelme Ahmet Abi

Umudu dürt

Umutsuzluğu yatıştır

Diyeceğim şu ki

Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler

Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi

Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse

Çocuklar, kadınlar, erkekler

Trenler tıklım tıklım

Trenler cepheye giden trenler gibi

İşçiler

Almanya yolcusu işçiler

Kadınlar

Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi

Ellerinde bavullar, fileler

Kolonyalar, su şişeleri, paketler

Onlar ki, hepsi

Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler

Ah güzel Ahmet Abim benim

Gördün mü bak

Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar

Ve dağılmış pazar yerlerine memleket

Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile

Gelse de

Öyle sürekli değil

Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün

O kadar çabuk

O kadar kısa

İşte o kadar.

Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar

Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar

Mendilimde kan sesleri.

17/5/2008

İstanbul, Cahit KÜLEBİ

Kamyonlar kavun taşır ve ben

Boyuna onu düşünürdüm,

Kamyonlar kavun taşır ve ben

Boyuna onu düşünürdüm,

Niksar'da evimizdeyken

Küçük bir serçe kadar hürdüm.

 

Sonra âlem değişiverdi

Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak.

Sonra âlem değişiverdi

Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak.

Mevsimler ne çabuk geçiverdi

Unutmak, unutmak, unutmak.

 

Anladım bu şehir başkadır

Herkes beni aldattı gitti,

Anladım bu şehir başkadır

Herkes beni aldattı gitti,

Yine kamyonlar kavun taşır

Fakat içimde şarkı bitti.