« Önceki |

17/11/2008

ZİYA PAŞA (1829-1880)

* Devlet adamı ve Tanzimat edebiyatı 1. dönem şairidir.

* Doğu kültürüyle yetişmiş, sonradan batıya yönelmiştir.

* Düşünceleriyle yenilikçidir; şiirlerini Divan şiiri üslubuyla gazel ve kasideler yazmıştır.

* Sanat anlayışı yönünden eskiye bağlıdır.

* 1865'te Meşrutiyet yanlısı Jön Türk Cemiyeti’ne (Yeni Osmanlılar) girmiştir.

* Namık Kemal ile birlikte Londra’da Hürriyet gazetesini yayımlamıştır.

* “Şiir ve İnşa” makalesinde Halk şiirinin bizim gerçek şiirimiz olduğunu, yazı dilimizin halkın konuşma dilini temel almasını savunmuştur.

* Sade dil savunmuş, fakat Arapça ve Farsça sözcük ve tamlamalarla yüklü bir dil kullanılmıştır. Bu onun içinde bulunduğu bir ikilemdir. Hem eskiyi eleştirmekte hem de geleneği sürdürmektedir. “Harabat” adlı Divan şiiri antolojisinde, “Şiir ve İnşa” makalesindeki düşüncelerinin tam tersini söyler.

* Terci-i Bent ve Terkib-i Bentleriyle ünlüdür.

* Atasözü haline gelmiş veciz sözleri de vardır.

Eserleri:

Eş’ar –i Ziya: şiir kitabı; Divan şiiri tarzındaki şiirleri (gazel, kaside ve şarkılar); bu eser şairin ölümünden sonra yayınlanmıştır. Bu kitabı daha sonra Süleyman Nazif “Külliyat-ı Ziya Paşa” adı altında yayımladı.

Defter-i Âmal: anı; Jean Jacque Rousseau’nun “İtiraflar” adlı eserinden etkilenerek yazmıştır; batılı anlamda anı türünün ilk örneklerindendir; yazarın çocukluk anılarını anlattığı bir eserdir; yarım kalmış bir eserdir.

Rüya: Nesir olarak yazılmıştır. (röportaj); edebiyatımızda mülakat türündeki ilk eserdir; karşılıklı konuşmalar biçiminde yazılmıştır; yazar eserinde çocukluk anılarını anlatmıştır; ayrıca yine bu eserinde Sadrazam Ali Paşa’yı eleştirmiş, onun kötü bir yönetimden dolayı görevden alınması gerektiğini savunmuştur.

Harabat: antoloji; Türk edebiyatının ilk antoloji eseridir; Türk, Arap ve Fars edebiyatından seçme şiirlerin yer aldığı bir divan şiiri antolojisidir; ayrıca yazar bu eserin başına bir önsöz koyarak “Şiir ve İnşa” makalesindeki düşüncesini değiştirerek gerçek edebiyatın Divan edebiyatı olduğunu savunmuştur. Daha önce “Şiir ve İnşa”da Divan şiirinin bizim şiirimiz olmadığını, asıl şiirimizin halk şiiri olduğunu söyleyen şair, eski şiir geleneğini sürdürmüş, Harabat’ta âşık şiirini eleştirmiştir.

Harabat Mukaddimesi: Harabat’ın önsözü olan bu makale, bizde ilk edebiyat tarihi taslağı sayılır. Ziya Paşa’nın burada verdiği hükümlerin yanlış ve eksik tarafları, bilgi hataları ilk önce Namık Kemal’in hücumlarına uğramıştır. Bu nedenle de Namık Kemâl’in “Tahrib-i Harâbât” ve “Takip” adlı eserlerindeki ağır eleştirilere hedef olmuştur.

Şiir ve İnşa: makale; yazar bu eserinde, Halk şiirinin bizim gerçek şiirimiz olduğunu söylemiş ve Divan şiirini eleştirmiştir.

Terkib-i Bent, Terci-i Bent: Bugün dahi dillerden düşmeyen beyitleri vardır.

Zafername: eleştiri; nazım-nesir karışımı bir eserdir; şair bu eserinde, dönemin sadrazamı olan Ali Paşa’yı eleştirmek için yazmıştır; mizahi yönleri bulunan bu eser “kaside, tahmis, şerh” olmak üzere üç bölümden oluşur; önemli bir hiciv örneğidir…

Emile: düzyazı; Jean Jacque Rousseau’dan Türkçeye çok güzel bir dille çevirdiği bir eserdir.

Engizisyon Tarihi: tarih; çeviri bir eserdir.

Endülüs Tarihi: Viardot’dan yapılan bu çeviriyi Ethem Paşa’nın kaldığı yerden Ziya Paşa tamamlamıştır. Kitap, ölümünden sonra 1882 yılında basılmıştır.

Verâset Mektupları: iki mektup, Fuat Paşa’yı yermek amacıyla yazılmıştır.

Muhbir ve Hürriyet’te yayımlanan pek çok makalesi bulunmaktadır.

17/11/2008

TERKİB-İ BENT

·   Aruzla yazılır.

·   Terkib-i bentler 5-15 bent arasında yazılır.

·   Bentler “hane” denilen 5-10 beyitlik kümelerle bu kümelerin altında “vasıta”  (bağ) beyit denilen bölümlerden oluşur.

·   Bentler gazel gibi uyaklanır.

·   Vasıta beyitte dizeler kendi aralarında uyaklıdır.

·  Vasıta beyitler nakarat olursa “terci-i bent” olur. Terkib-i bentlerde vasıta beyitler yinelenmez.

·  Terkib-i bentlerde toplumsal ve kişisel yergiler, öğüt verici düşünceler, dini konular, ölümden duyulan acılar, tarihten ve yaşamdan yakınmalar işlenir. Ancak terkib-i bendin başlıca konusu mersiyedir.(Bâkî’nin Kanunî Mersiyesi, Şeyh Gâlib’in Esrâr Dede Mersiyesi)

·   Edebiyatımızda Bağdatlı Ruhi ve Ziya Paşa bu türün iki önemli şairidir.

 

---- a

---- a

 

---- b

---- a

      

---- c                 hane 5- 10 beyit                                

---- a

 

---

---

                              *

                             ---- f             vasıta (bağ) beyit 1 beyit 

                             ---- f

                             *                                                             BENT 5-15

 

 

4/1/2008

Türkçe Üzerine, Alev ALATLI


Karamanoğlu Mehmet Bey'i arıyorum. Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı? Bir ferman yayınlamıştı. "Bugünden sonra, divanda, dergâhta bârgâhta, mecliste, meydanda Türkçeden başka dil konuşulmaya" diye. Hatırlayanınız var mı? Dolanın yurdun dört bir yanını, çarşıyı, pazarı, köyü, şehri; fermana uyanınız var mı? Nutkum tutuldu, şaşırdım merak ettim. Dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere, gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı? Tanıtımın demo, sunucunun spiker, gösteri adamının showman, radyo sunucusunun discjokey, hanım ağanın firstlady olduğuna şaşıranınız var mı? Dükkânın store, bakkalın market, torbanın poşet, mağazanın süper, hiper, gross market, ucuzluğun damping olduğuna kananınız var mı? İlan tahtasının billboard, sayı tablosunun skorboard, bilgi alışının brifing, bildirgenin deklarasyon, merakın, uğraşın hobby olduğuna güleniniz var mı? Bırakın eli, özün bile seyrek uğradığı beldelerin girişinde welcome, çıkışında goodbye okuyanınız var mı? Korumanın, muhafızın body guard, sanat ve meslek pirlerinin duayen, itibarın, saygınlığın prestij olduğunu bileniniz var mı? Sekinin, alanın platform, merkezin center, büyüğün mega, küçüğün mikro, sonun final, özlemin hasretin nostalji olduğunu öğreneniz var mı? İş hanımızı plaza, bedestenimizi galeria, sergi yerlerimizi center room, show room, büyük şehirlerimizi mega kent diye gezeniniz var mı? Yol üstü lokantamızın fast food, yemek çeşitlerimizin menü olduğunu bileniniz ve hesabınızı adisyon diye ödeyeniniz var mı? İki katlı evinizi dubleks, üç katlı komşu evini tripleks, köşklerinizi villa, eşiğinizi antre diye adlandıranınız ve bahçe çiçeklerinizi flora diye koklayanınız var mı? Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik, vurguncunun spekülatör, eşkıyanın mafya, desteğe, bilemediniz koltuk çıkmağa sponsorluk diyeniniz var mı? Mesireyi, kır gezisini picnic, bilgisayarı computer, hava yastığını airbag, eh pek olasıcalar, oluru, pekâlâyı, okey diye konuşanınız var mı? Çarpıcı önemli haberleri flash haber, yaşa, varol sevinçlerini oley oley, yıldızları star diye seyredeniniz var mı? Virvirik dağının tepesindeki köyde cafe show levhasının altında acının da acısı kahve içeniniz var mı? Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı çaldırmayalım derken, dilimizin çalındığını, talan edildiğini, özün el diline özendiğine içi yananınız var mı? Masallarımızı, tekerlemelerimizi, atasözlerimizi unuttuk. Şarkılarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi kaybettik. Türkçemiz elden gidiyor, dizini döveniniz var mı? Karamanoğlu Mehmet Bey'i arıyorum. Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı? Bir ferman yayınlamıştı... Hayal meyal hatırlayıp da sahip çıkanınız var mı?

 

Alev ALATLI

 

18/11/2007

5 ÖNEMLİ DERS 1.

BİRİNCİ VE EN ÖNEMLİ DERS

 

           Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı. Ben okulun en iyi öğrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada çakıldım kaldım. Son soru şöyleydi: “Her gün okulu temizleyen, görevli kadının ilk adı nedir?” Bu herhalde bir çeşit oyun olmalıydı.

Kadını yerleri silerken hemen her gün görüyordum. Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı. 50´lerinde falan olmalıydı. Ama adını nerden bilecektim ki… Son soruyu yanıtsız bırakıp kâğıdı teslim ettim. Süre biterken bir öğrenci, son sorunun test sonuçlarına dâhil olup olmadığını sordu. “Tabii dâhil.” dedi, hocamız. “İş yaşamınız boyunca insanlarla karşılaşacaksınız. Hepsi bir birinden farklı insanlar; ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hak eden insanlar, onlara sadece gülümsemeniz ve ‘Merhaba´ demeniz gerekse bile…”
          Bu dersi hayatım boyunca unutmadım. Görevlinin adını da… Dorothy idi.

 

                                                                                                                       ALINTI

17/8/2007

Annelerimizden Neler Öğrendik?

 1) İYİ YAPILMIŞ BİR İŞİ TAKDİR ETMEYİ:
Bana bakın, gidin birbirinizi dışarda gebertin, evi daha yeni temizledim.
2) DUALARIN GÜCÜNÜ:
Yat kalk dua et ki baban müzik setinin bozulduğunu fark etmedi.
3) ZAMANA KARŞI YARIŞMAYI:
O oyuncaklarını topla yoksa bi tekme attığım gibi hepsini karşı sahilden toplarsın.
4) MANTIKLI DÜŞÜNMEYİ:
Ben öyle diyorsam öyledir.
5) İLERİ GÖRÜŞLÜ OLMAYI:
Çıkmadan önce temiz bi çamaşır giy, yolda Allah korusun başına bir şey gelir kirli çamaşırla etrafa rezil olursun.
6) HAYATIN TRAJİKOMİK YANLARINI:
Sen daha orda gülmeye devam et, birazdan ben seni tam güldürecem...
7) HAYATIN ÇELİŞKİLERLE DOLU OLDUĞUNU:
Kapa çeneni ve çorbanı iç.
8) DAYANIKLI OLMAYI:
O ıspanak bitene kadar sofradan kalkmak YOK!
9) HAVA RAPORU TAHMİNİ YAPMAYI:
Şu dağınıklığa bak... Yabancı biri görse odanın ortasından kasırga geçmiş sanır.
10) ABARTMAYI:
Sana 500 bin defa söyledim kirli ayakkabılarınla içeri girme diye.
11) DAVRANIŞ PSİKOLOJİSİNİ:
Babana çekeceğine biraz bana çekseydin noolurdu ...
12) OLAĞANÜSTÜ DURUMLARA HAZIRLIKLI OLMAYI:
Dinleme bakalım anne sözü dinlemee!!! Kafana meteor düşecek, kenara çekil diye bağırsam, onu bile dinlemezsin di mi?
13) KISKANMAYI:
Dünyada senin annen baban gibi mükemmel bi aileye sahip olmayan, kaç milyon çocuk var biliyor musun?
14) SABIRLI OLMAYI:
Baban eve gelsin, sen görürsün!
15) HAKKIMIZI ALACAĞIMIZI:
Eve vardığımızda ben bilirim sana yapacağımı.
16) DİYALOG KURMAYI:
"Sana bir şey sorduğumda cevap ver!", “Ne söyleyeyim anne?”, “Sus! Bana cevap verme!”
17) TIP BİLGİLERİNİ:
Gözlerini şaşı yaparken bir gün öyle kalıvereceksin.
18) OLGUN OLMAYI:
Bu tabağın hepsini bitirmezsen asla büyüyemezsin.
19) GENETIK BİLGİLERİ :
Sen de o lanet olası babana çektin.
20) BİLGELİĞİ:
Benim yaşıma gel de anlarsın o zaman.
21) V E ADALETİ:
Bir gün senin de çocukların olacak... İnşallah onlar da sana, senin şimdi bana yaptıklarını yaparlar...

 

Alıntı.

23/7/2007

PARAGRAF SORULARIYLA İLGİLİ DOĞRU TUTUMLAR:

 

a)  Paragraf sorularında önce soru tümcesini (yöneltme tümcesi) okumalıdır. Önce paragrafı, sonra soruyu okumak, okuyana zaman kaybettirir. Bu yüzden önce soru tümcesi okunmalıdır.  Böylece paragrafta ne aranacağı bilinir ve soruya göre yanıt aranır.

 

b)  Paragraf sorularının çözümü çok zaman almaz.  Birçok okuyucu, paragraflar uzun geldiği için bunları okuyarak zaman kaybedeceğini düşünür. Oysa bu soruların çözümü için bizden ek bir bilgi istenmez. Yalnızca söylenenlerin anlaşılması iste­nir. Bu yüzden paragraf soruları bizi korkutmamalıdır.

 

c)  Soru tümcesinde altı çizilerek ya da tırnak içine alınarak verilen sözlere dikkat et­meliyiz. Sorularda olumsuzluk bildiren sözcüklerin altı çizilmiştir. Bunları gözden kaçırmamalı “değinilmemiştir” sözcüğünü “değinilmiştir” olarak okursak yanlışlık yaparız.

 

d)  Paragrafta anlatılanlar doğrudur. Paragrafta anlatılanlar bizim düşünce anlayışımıza uygun olmayabilir. Bizden beklenen paragraf yazarının söyledik­lerini anlamamızdır. Bize ters geldi diye bu soruları yanıtlamamak ya da bize uygun seçeneği işaretlemek doğru değildir.

 

e)  Paragrafı oluşturan tümce­ler arasında bir anlam bütünlüğü vardır. Paragrafta tümceler anlam ilişkileri yönünden birbirine bağlıdır. Her tümce kendisinden önceki ve sonraki tümceyle hem anlam hem de anlatım yönünden bağlantılıdır. Paragraf oluştururken önce giriş tümcesini bulunmalı; giriş tümcesi konunun verildiği, bağlayıcı öğelerin yer almadığı bir tümce olacaktır.

23/7/2007

Paragrafın Öğeleri:

 

Konu: Anlatma, bir kimseye “bir şey hakkında bir şey söyleme” işidir. Öyleyse anlatımın gerçekleş­mesi için üzerinde söz edeceğimiz bir şeyin bulun­ması gerekir. Şey; düşünce, kavram, duygu, olay, durum, dilek, sezgi, tasarım, olgu, sorun olabilir. Üzerinde durulan, görüş bildirilen olaya, olguya ya da kavrama konu denir.

“Yazar paragrafta ne anlatıyor, neden söz ediyor?” sorusuna veri­lecek yanıt paragrafın konusunu belirler.

Her paragrafın mutlaka bir konusu vardır. Giriş tümcesi paragrafın konusu­nu verir.

 

Konunun belirlenebilmesi için şu sorulardan birini sormak gerekir:  

Ø         Bu parçanın yazılış amacı nedir?

Ø         Yazarın bu parçada anlattığı nedir?

Ø         Yazarı bu parçaya yazmaya iten etken nedir?

Ø         Parçada aşağıdakilerden hangisi vur­gulanmaktadır?

Sorularına aldığımız ya­nıt o paragrafın konusudur.

 

A  Her paragrafın konusu, düşünceyi geliştirme yolla­rından birisi ya da birkaçıyla açıklanır.

A Konu, bir tümce ile anlatılamaz. Bu nedenle konuyu buldurmaya yönelik sorularda seçenekler bir tümce niteliğinde olmaz. Çünkü konu bir adlandırmadır, anlatılan şeyin adıdır.

A Paragrafın konusu ile ana düşüncesi arasında çok yakın bir ilişki vardır. Çünkü ana düşünce konuya

dayalı olmak zorundadır.           

â Bu kitabı yıllar önce okumuştum. Onu yeniden bulmanın sevinciyle tozlarını üflüyorum. Çabucak kaldırıyorum yorgun kapağını. Sanki yıllar önce yaşadığım evin kilitli kalmış kapısını ürkekçe aralıyorum. Yaşamımın bir dönemine ait derin anlamlara yeniden dokunabilmeyi istiyorum. Yarım kalmış tutkulara, unutmak istediğim, oraya hapsettiğim şeylere "merhaba" demek...

Bu parçada anlatılan, aşağıdakilerden hangisidir?

 

A) Okuyamadığı kitabı bulmanın sevinci

B) Okuduğu bir kitabı yeniden okuma heyecanı

C) Yaşadıklarını hatırlamanın hüznü

D) Geçmişi unutma arzusu

E) Anılarını tazelemenin verdiği ürkeklik

â  Bir toplumda ahlakın düzelmesini, iler­lemesini istiyor musunuz, o topluma sa­nat zevki aşılayınız. Çocuklara, gençlere şiirler romanlar okutup, onları tiyatroya, sinemaya gönderiniz. Yeni kahramanlar­la tanışsınlar, onların hayatlarına gir­sinler. Çocuğunuz büyüyünce ne olacaksa olsun; ama siz önce edebiyatı sev­dirin; güzel düşünmeyi öğrensin. Güzel düşünmeye alışsın ki güzel şeyler öğ­renmeye çalışsın.

Yukarıdaki parçada aşağıdakilerden hangisi anlatılmaktadır?

A) Edebiyatın insanları düşündürdüğü

B) Sanatçının küçük yaşta eğitilmesi

C) Toplumdaki ahlaki çöküntünün ne­denleri

D) Edebiyatın toplumla ilgisinin olma­ması

E) İnsanların eğitiminde güzel sanatla­rın önemi                         

â  Toplumların küçükleri için okul ne ise büyükleri için de tiyatro odur. İstediğimiz kadar küçükleri okutalım. Büyüklerin eği­timi unutulursa küçükler de karanlığın etkisi altında kalacaklardır. Bu bakımdan tiyatro okul kadar, hastane kadar önemlidir. Gövde hastası ölür, ruh has­tası öldürür.

Yukarıdaki parçada tiyatronun hangi özelliği anlatılmaktadır?

 

A)  Büyüklerin eğitimi ve ruh sağlığı üzerindeki olumlu etkisi.   B)  Çocukları eğitmesi.       

           C)  Büyükleri güldürmesi                                                       D)  Tiyatronun gelişmesi                     E ) Çocukları eğlendirmesi

 

ANADÜŞÜNCE: Ana düşünce, ele alınan konuda okuyucuya verilen düşüncedir; yazarın savunduğu görüştür.

Parçada en çok vurgulanmak istenen düşüncedir.

Okura iletilmek istenen asıl düşüncedir.

Yazarı yazmaya iten etkendir.

Genellikle paragrafın sonunda yer alır. Paragrafın başında verilse de son tümcede yinelenir.

Yargısız bir söz değil, kesin bir yargı cümlesidir.

Açıktır ve özlüce belirlenmiştir.

Anlaşılır bir özelliktedir; bunun için değişik yorumlara yol açmaz. Genel doğru niteliğindedir.

Geliştirmeye ve açıklanmaya elverişlidir (yardımcı düşünceleri içine alır).

Bu paragraf niçin yazılmıştır?

Yazar, öncelikle neyi söylemek, neyi duyurmak, neyi iletmek istiyor?

Paragrafta anlatılanların bir tümce olarak söylenmesidir.

Genel bir düşünüşün anlatımıdır.  O paragraf okuyan herkes aynı ana düşünceyi belirler.

Ana düşünce soruları aşağıdaki biçimlerde görülmektedir:

Ü Parçada savunulan düşünce aşağı­dakilerden hangisidir?

Ü Parçanın ana düşüncesi aşağıdakiler­den hangisidir?

Ü Parçada asıl anlatılmak istenen ne­dir?

Ü Parçadan çıkarılacak sonuç aşağıda­kilerden hangisidir?

Ü Parçadan çıkarılacak en kapsamlı yargı hangisidir?

Ü Asıl anlatılmak isteneni içeren yar­gı hangisidir?

Ü Bu parçada aşağıdaki görüşlerden hangisi savunulmaktadır?

Ü Parçada anlatılmak istenene en uy­gun atasözü aşağıdakilerden hangidir?

Ü Yazarın okuyucuya iletmek istediği düşünce aşağıdakilerden hangisidir?

Ü Parçada vurgulanmak istenen görüş aşağıdakilerden hangidir

â  Tavuk yetiştirmek isteyenlerin tümü, önce bir kitap alır okur, ondan sonra girişir tavukçuluğa. Oysa çocuk yetiştirenlerin neredeyse hiçbiri, o konuda  yazılmış  bir  kitap  bulup  okuma  gereği duymuyor. Adam yetiştirirken, bilimsel hiçbir yönteme aldırmayan, yalnızca geleneğe göreneğe uyan kişinin, sıra, para getirecek tavuk ve yumurta işine geldi mi kitaplara başvurması şaşılacak bir terslik değil midir?

Bu parçada vurgulanmak istenen, aşağıdakilerden hangisidir?

A) Bir toplumda, insan eğitimine gereken önem verilmelidir.

B) Yapılacak her işten önce bir hazırlık evresi gerekir.

C) Tavukçuluk için bilimsel çalışmalara girişmek gerekmez.

D) Bir işin ciddiye alınması, maddi yararıyla orantılıdır.

       E )Çocuk eğitimiyle ilgili daha çok kitap yazılmalıdır.            

 

â Yaşamda gördüklerimizi olduğu gibi aktarmak mümkün değildir. Aynı olayı çeşitli tanıkların çeşitli şekillerde anlattıklarını her gün görüyoruz. Bana öyle geliyor ki, hayal gücü en kısır roman yazarı bile gerçek yaşamı olduğu gibi aktarmaz; istese de istemese de ona kendinden bir şeyler katar.

Bu parçada anlatılanı en iyi özetleyen cümle, aşağıdakilerden hangisidir?

 

A)           Her eserde, sanatçısından bir şeyler bulunur.

B)           Sanatçılar, olayları anlatırken süslerler.

C)    Her sanatçının kendine özgü bir anlatımı vardır.

D)   Yazarlar, yaşanan olayları roman haline getirebilirler.

E)   Sanatçıların hayal gücü herkesten fazladır.                                 

 

â  Gençler niye kitap okumuyor demek, niye piyano çalmıyor, demek gibi bir şeydir. İnsanı kitap okumaya alıştırmak, piyano çalmaya alıştırmaktan kolay değildir. Bunların ikisi için de yetişmek, hazırlanmak gerekir. Okumak, kitaptan alınanlarla kendine bir dünya kurmak, onun içinde yaşayabilmek demektir. Bu, çocukluktan başlayarak uzun alıştırma­lar sonucu gerçekleştirilebilir.

 Bu parçada vurgulanmak istenen düşünce aşağıdakilerden hangidir?

 

A)  Müzik, okumaya göre daha zor kazanılan bir alışkanlıktır.

B)  Her konuda eğitim için bilgi birikimi gereklidir.

C)  Küçükken edinilen alışkanlıklar bırakılmaz.

D)    Okuma alışkanlığı kazanabilmek, belli bir eğitimi gerektirir.

E)     Gençler, edebiyata özendirilmelidir.

 

â Altmışlık ünlü bir ressam lokantaya girer. Cebinde parası yoktur; ama aldır­maz. Güzelce karnını doyurur. Sonra bir çırpıda lokantacının portresini çizerek masaya bırakır. Kalkarken adam gelir, resme bakar,  beğenir. “Güzel ama...” der lokantacı: “ Bir dakikada yaptınız bunu, oysa bir saattir yiyorsunuz!” Ressam:“Bir dakika değil, altmış yıl ve bir daki­ka!” diye karşılık verir.

Ressam bu sözüyle neyi anlatmak istemiştir?

A)   Sanatçılar, diğer insanlardan farklıdır.

B)  Sanatla ilgisi olmayan kişilerin değerlendirmeleri her zaman yanlıştır.

C)  Sanat ürünleri belli bir birikimin sonucudur.

D)    Yaşlı sanatçılar çalışmalarını kısa zamanda bitirirler.

E)     İyi sanat ürünü yorucu çalışmalar sonunda ortaya çıkar.

A Ana düşünceyi belirlemekte zorla­nıyorsak paragrafın giriş ve sonuç bölümlerini bir daha okunmalıdır.

 

A Paragraf sorularını cevaplarken önce soru okunmalıdır. Böylece ne aradığı bilinerek paragraf okunmuş olur. Bu okuma tarzı amaçlı bir okumadır.

 

YARDIMCI DÜŞÜNCE: Bir paragrafta açıklanan veya savu­nulan ana düşüncenin kolayca anlaşıl­masını sağlayan; konuyu açan ve ana düşünceyi bulmayı sağlayan düşüncelere yardımcı düşün­ce de­nir. Her paragrafta tek ana düşünce vardır; ama birden fazla yar­dımcı düşünce olabilir. Ana düşünceyi desteklemek amacıy­la çeşitli düşüncelere, görüşlere  yer verilir.

Yardımcı düşünceleri buldurmaya yönelik sorular genellikle şöyle sorul­maktadır:

 

Bu paragraftan aşağıdaki sonuçların hangisine ulaşılamaz?

Ø                Bu paragraftan aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılamaz?

Ø                Aşağıdakilerden hangisi bu parçada işlenen düşünceyle çelişir?

Ø                Bu parçaya dayanarak aşağıdakiler­den hangisi söylenemez?

Ø                Bu parçada aşağıdaki sorulardan han­gisinin yanıtı yoktur?

Ø                Yazarı böyle bir yargıya ulaştıran se­bep aşağıdakilerden hangisi olamaz?

â İnsan, Don Kişot'u, hayatında üç kez okumalıdır. Kahkahanın kolayca dudaklara fırlayıp duyguları harekete geçireceği gençlikte, mantığın hâkim olmaya başladığı orta yaşlılıkta, her şeye felsefe açısından baktığı ihtiyarlıkta...

Aşağıdakilerden hangisi, bu parçada anlatılmak istenene en uzaktır?

A) Don Kişot, her yaştaki insana seslenecek niteliktedir.

B) Yaş farklılıkları, olaylara farklı bakmayı gerektirebilir.

C) Bazı yaşlarda gülünüp geçilenler bazı yaşlarda düşündürebilir.

D) Bir yapıt, farklı algılamalarla okuyucuyu farklı yorumlara ulaştırabilir.

E) Don Kişot, bir kez okumakla yetinemeyeceğimiz kadar güzeldir.

 

â Hem açık seçik, akıcı bir anlatım, hem hiç bir ayrıntıyı kaçırmayan bir titizlik. Hem herkesin bildiği konulara eğiliş, hem de çok ince bir zihin yapısı isteyen derinliklere iniş. Denediği türlerin çokluğuyla değil, belirli türleri değişik yorumlarla sunmasıyla dikkati çeken bir yazar.

Aşağıdakilerden hangisi, sanatçının bu parçada belirtilen özelliklerinden biri değildir?

 

A)  Dili başarıyla kullanma

B) Bilinen konuları ele alma

C)  Olayların ayrıntılarına inme

D)  Sorunlara çözüm getirebilme

E)  Yaratıcılık gücüne sahip olma

â Sonunda çözdüm Sait Faik'in öykülerindeki sırrı. O, bir olayın tamamını değil, küçük bir kesitini anlatıyor. Kesitlerin anlatımı, ayrıntılarla, tam bir öykü uzunluğuna ulaşıyor; ama öykü bittiği yerde yeniden başlıyor okuyucunun kalbinde ve yaşamı boyunca sürüyor.

Parçaya göre, Sait Faik'in anlatımı için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

A)  Sait Faik'in betimlemelerinde ayrıntılı izlenimler geniş yer kaplar.

B)  Yazarın öykülerinde serim, düğüm ve çözüm bölümleri kesin sınırlarla ayrılır.

C)  Yazar bize bir olayı anlatmayı değil, bizi düşündürmeyi amaçlıyor.

D)  Yazar olayın tümünü değil, çekirdeğini tanıtıyor.

E)  Sait Faik'in öykülerinden zevk almak için az da olsa yaratıcı yönünüzün bulunması gerekir.

â İnsanoğlunun kendini aşma isteği, en doğal istektir. İnsan bugünkü durumunu yeterli bulmuyor; kafasındaki ideale ulaşmak istiyor. Belki kişi olarak kendisi çok iyi; ama bu da yeterli gelmiyor. Salt kendisi için değil, çevresi için de var olduğunu göstermek istiyor. Tek olarak mutlu olamıyor.

Bu parçadan aşağıdakilerin hangisi çıkarılamaz?

A) İnsanoğlu, var olmayı başkaları için de gerekli görmektedir.

B) İnsanın birey olarak iyi olması kendine yetmemektedir.

C) Çevreye açılma, insanoğlunun özelliklerinden biridir.

D) İnsanoğlu, kafasında oluşturduğu idealin peşindedir.

E) İnsanoğlu, kendini aşma isteğini çevresinden almaktadır.

A    Yardımcı düşünceleri buldurmaya yönelik sorularda parçadaki tümceleri tek tek ve birbirleriyle ilgilendirerek değerlen­dirmeliyiz. Ayrıca doğru seçeneği, parça­dan seçeneklere, seçeneklerden parçaya gidip gelerek aramak durumundayız.

A  Soru köklerinin genelde olumsuz olarak sorulması bir kolaylıktır; çünkü seçenek­lerde ya paragrafta hiç bulunmayan bir tümce vardır ya da paragrafla çelişen bir tümce vardır.  `Bu parçada aşağıdakilerden hangisi çıkarılmaz?´ gibi sorular temelde yardımcı düşüncelerin konusunu buldurmaya yöneliktir. Yardımcı düşünceler paragrafın konusunu oluşturur; bu nedenle her yardımcı düşün­cenin de bir konusu olacaktır. Bu da pa­ragrafın konusuyla doğrudan ilgilidir.

ANA DÜŞÜNCE: Her yardımcı düşünce ile bir konuya deği­niliyor ve bu konular da paragrafın konusu­nu tamamlıyor. Bu konular üzerinde ana düşünceye ulaşılıyor.

 

â Eşsiz bir anlatım yeteneği göstermek zordur, ama olanaksız değildir. Bu yeteneğe sahip olanların, hangi türde olursa olsun, başkalarına benzemeyen bir seziş, duyuş ve söyleyiş güçleri vardır. Üstünde onların imzası olmaksızın bir şiir ya da düzyazı verseler elinize, belki kısa bir duraksamadan sonra, "İşte, işte onun!.." diyebilirsiniz. Ne mutlu bu başarıyı gösterebilenlere!

Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?

A) Doğuştan yetenekliler          B)  Anlatımda özgünlük        

C)  İmzasız eserler                     D)  Sürükleyicilik        E) Herkesçe tanınmak

23/7/2007

Paragraf Türleri:

Düşünce paragrafı: Bir düşüncenin delillerle kanıtlanarak, inandırıcı, etkili, mantılı bir biçimde anlatıldığı paragraftır. Bu paragrafların çözümünde, paragrafın ilk tümcesini önemlidir. Çünkü bu tümce sonraki tümcelere temel oluşturur.

         Düşünce paragrafı daha çok düşünce yazılarında karşılaşılan bir paragraf türüdür. Bunlar: makale, fıkra, eleştiri, deneme gibi yazı türlerinde bulunur.

 

â Eşsiz bir anlatım yeteneği göstermek zordur, ama olanaksız değildir. Bu yeteneğe sahip olanların, hangi türde olursa olsun, başkalarına benzemeyen bir seziş, duyuş ve söyleyiş güçleri vardır. Üstünde onların imzası olmaksızın bir şiir ya da düzyazı verseler elinize, belki kısa bir duraksamadan sonra, "İşte, işte onun!.." diyebilirsiniz. Ne mutlu bu başarıyı gösterebilenlere!

 

â Yazmanın da bir ortamı, vakti saati vardır. “Yazayım" demekle yazamazsınız.  Sanatçı zaten  duyarlı  insandır;  bizim  göremediğimizi görür, duyamadığımızı duyumsar ve yazar. Fakat o daima kendisini anlatır. Ayrıntıları bütünleştirir, bu bütünden eser doğar.

 

Duygu paragrafı: Duygu paragrafının düşünce paragrafından en büyük farkı, yazarın okuyucuyu düşüncesine değil, duygusuna ortak etme çabasıdır. Bu nedenle duygu paragrafı, düşünce ve bilim yazılarında değil, öykü, roman gibi sanatsal yapıtlarda bulunur. 

 

â  Kenar mahalleler: Birbirine geçmiş, yaşlanmış tahta evler. Kiminin kaplamaları biraz daha kararmış, kiminin balkonu biraz daha eğrilmiş, kimi biraz daha öne eğilmiş, kimi biraz daha çömelmiştir. Hepsi hastadır; onları seviyorum; çünkü onlarda kendimi buluyorum.

 

â  Yemek odasına kucak kucağa geçtiler. Odanın içini kızarmış bir ekmek kokusu doldurmuştu. Semaver ne güzel kaynardı. Ali, semaveri, içinde ne ıstırap, ne grev, ne de kaza olan bir fabrikaya benzetirdi. Onda yalnız koku, buhar ve sabahın mutluluğu üretilirdi.