9/11/2007

YAŞADIĞIMIZ ANIN DEĞERİNİ BİLMEK, Murathan MUNGAN

 

Ya biz, binde bir karşımıza çıkan
dostluk, arkada
şlık, sevgililik fırsatlarını ne
yapıyoruz? Ak
şamüstünün bir saatinde yorgun gövdemizi
yaslayıp mırıl mırıl konu
şabileceğimiz, omzumuza
dolanan bir kolun, ba
şımızı yaslayabileceğimiz bir
omuzun, belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara
dayanıklı a
şkların sahibi karşımıza çıktığında
tanıyabiliyor muyuz onu? De
ğerini
biliyor, biricikli
ğini, benzersizliğini anlayabiliyor
muyuz?
Yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp kendimizi
hep ileride bir gün kar
şılaşacağımızı sandığımız bir
ba
şkasına, bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan
geçip gidiyor mu?

Kar
şımıza zamansız çıkmış insanları yolumuzun dışına
sürerken bir gün geri dönüp onu deliler gibi
arayaca
ğımızı hiç hesaba katmıyor muyuz? Hayat her
zaman cömert davranmaz bize, tersine ço
ğu kez
zalimdir, her zaman aynı fırsatları sunmaz, toyluk
zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandı
ğımız
arkada
şlıkların, eskimeden yıprattığımız
dostlukların, savurganca harcadı
ğımız aşkların hazin
hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün.

Bir ak
şamüstü yanımızda kimse olmaz, ya da olanlar
olması gerekenler de
ğildir. Yıldızların bizim için
parladı
ğını göremeyen gözlerimiz, gün gelir
hayatımızdan kayan yıldızların gömüldü
ğü maziye
kitlenir.

Kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir kendi
hayatımızdaki ola
ğanüstü anları ve olağanüstü kişileri
yakalamak. Bazılarının gelecekte sandıkları ''BIRGÜN''
geçmi
şte kalmıştır; oysa hani şu karşıdan karşıya
geçerken, trafik ı
şıklarında rastladığımız, omzunuzun
üzerinden
şöyle bir baktığınız sonra da boş verip
''Nasıl olsa ileride bir gün tekrar kar
şıma çıkar.''
dedi
ğinizdir.
Oysa tam da o gün bu zalim
şehri terk etmiştir O, boş
yere bu sokaklarda aranırsınız...

                                     Murathan MUNGAN

24/8/2007

Her Şey 'Ben'de Gizli!, Jülide SEVİM

 

         Kişi, her şeyin nedenidir. Kazandığı başarılar, kurduğu ilişkiler, çektiği acılar, aldığı haz, duyduğu mutluluk, sarsan ha­yal kırıklığı, hayata ait ne varsa, kişi hepsinden sorumludur. Olumsuz duygular da dahil olmak üzere, hep­sinin yaratıcısının kendisi olduğunu kabul etmek; nedenleri, insanlarda / olaylarda / koşullarda aramamak ve çözümü onlardan beklememek duru­mundadır. Yani kendini bilmek ve yaşamını bu bilişle sürdürebileceğini kavramak, temel sorumluluğudur.

         Özgürlüğünün sorumluluğunu ta­şıma, karar verme, harekete geçme ya da eylemsizliği seçme, yaşama sa­rılma ya da ölüme ulaşma hakkını verir insana. Tabii ki bireyin özgürlük anlayışına etki eden kişilik yapısı, ai­le, deneyimler ve eğitim gibi faktörler vardır, ancak bilinçsizce etkilen­diklerini ve buna bağlı olarak oluşan yapıyı fark ederek aydınlanma ve ye­niden yapılanma da bireye ait bir so­rumluluktur.

- O bizi üzdüğü için,

- Devlet anlayışı bu olduğu için,

- Geçmişin etkisini üzerimizden a­tamadığımız için,

- Bize şu şekilde öğretildiği/ öğre­tilmediği için değil, yetişkin bilinci ve tercihiyle böyle olmayı seçtiğimiz için yaşıyoruz yaşadıklarımızı.

         Zorunluluktan değil, uygun bulduğumuzdan, yapınca daha güzel olacağına ya da yapmazsak, sorun çıkıp üzüleceğimize inandığımız için yapıyoruz yaptıklarımızı.

“Kurban” havasındayız her biri­miz, aslında sanığız.

         İçsel yolculuğumuzu derinliğine kaybolmak ve sarhoş olmak korkusuyla, kendimizle yüzleşmek yerine, başa çıkamadıklarımızı birilerine / bir şeylere yansıtma hakkını kullandığımız için taşıyamıyoruz sorumlu­luğumuzu.

         Öfkeden kontrolünü kaybederek, sonradan pişmanlık duyacağı sözler söylemek ya da yapmak da, sorumluluğunu reddedip kendini kandırmak ve karşı taraftan onay görmek adına sığınılan bir duygudur. Birey öfkesini kontrol etme sorumluluğuna, aksi takdirde bedellerini ödeme hakkına sahiptir, ama kendine acımaya ve a­cınmaya değil.

         Dilimizi güzellikleri yaratmak ve çoğaltmak için kullanma hakkına da sahibiz, yakıp yıkma için de.

         Hepimizi ilgilendiren ülke mesele­lerinde susma hakkına da, konuşma­ya da.

         Sevgiyi sürdürmek için emek ve zaman sarf etme özgürlüğümüz de var, yok oluşa seyirci kalma ya da neden olma hakkı da.

         Kişi görmek istediği haliyle görse de kendini, gerçek değişmez. Yanıl­samalar gerçeğin yerini almaz, ama korkuyla da olsa inançla bekledikle­rimiz, düşünüş ve eylem tarzımıza bağlı olarak, tam da korktuğumuz bi­çimiyle başımıza gelir. Oysa biz izin vermedikçe kimse bize bir şey yapa­maz. Aslında her şey “ben”de gizli.

         Kontrolü elden bırakmama kaygı­sının aslında bir nevi kontrolsüzlük olduğunu fark etmek gibi.

         Hak ettiklerimize, inandıklarımıza ulaşmak için, mücadele etmemiz ge­rektiği gibi.

         İsteklerimize ulaşmak için uzlaş­malardan kaçınmamak gibi.

         Canımızın yanmaması için başka­larının canını acıtmamak gibi.

         Gerçek mutluluk ve huzur için, so­rumluluklarımızı üstlenmemiz gibi.

         Aslında hayatımızın ellerimizin içinde ve onu nasıl yaşayacağımız sadece bize bağlı olması gibi.

 

 

Jülide SEVİM

Milliyet, 12 Aralık 1999

14/10/2006

MUTLULUK

 

Mutluluk Buda’nın dediği gibi: “There's no way to happiness, happiness is the way!”

Rivayete göre bir gün tanrılar bir araya gelmiş ve mutluluğu nasıl saklasalar da insanlık ona erişemese, bulamasa diye tartışıyorlarmış...

Dağların tepesi, denizin dibi, güneşe veya aya derken, insanlığın merakı ile tüm buralara ulaşıp mutluluğun bulunacağı konusunda hemfikir olmuşlar ve bu arayışlarına çözüm bulamazken, içlerinden bir tanrı:

— İnsanın içine saklayalım, oraya bakmayı akıl edemezler, demiş...

 

6/10/2006

CAN DÜNDAR'DAN HARİKA BIR YAZI

 

ÖNCELİKLERİMİZ


Üniversite yıllarımız... Biz iki erkek arkadaşız.
Onlar da iki kız.
Öyle tanıştık SBF'nin kantininde...
Birlikte çıkıyoruz...
O yıllarda çıkma ne demek... Sinemaya falan birlikte gidiyoruz öğlenden sonraları.
Akşam üzerleri de o zamanlarda çok ünlü Filiz Pastanesi’nde buluşup çay falan içiyoruz.
Gözlerden gözlere, zaman zaman birleşen ellerde bir flört var, hepsi o...
Çok sevdiğim bir şiir vardı, aklımda kaldığı kadarıyla, şöyleydi sanki o yıllardaki aşklarımızı anlatan...

Bir şey var aramızda.
Senin gözlerinde belli,
Benim yanan yüzümden.
Susuyoruz, arada bir,
Gülüşerek başlıyoruz söze.
Ne kadar gizlesek nafile,

Bir şey var aramızda,
Senin gözlerinde ışıldıyor,
Benim dilimin ucunda...
Söyleyemiyoruz
"Seni Seviyorum" diye...

Ama öyle şeyler yapıyoruz ki her şey ayan beyan...
Ne mi yapıyoruz mesela... Biz üçümüz, Mülkiyeliyiz.
"Aramızda bir şeyler olan" Orta Doğulu...
Bir gün öğleye doğru, üç Mülkiyeli, Kızılay’da rastlaştık...
Sinemaya gitmek üzere sözleşiyoruz. Uzaktan bizim Orta Doğulu çıktı meydana. “Hayrola" dedi.
”Öğleden sonra sinemaya gidiyoruz, haydi sen de gel" dedim. "Çok mu istiyorsun" dedi. "Evet" dedim.
"Biletleri alın beni bekleyin. Senin için gelirim" dedi, koştu gitti.
Sinema ikide...
İkiye çeyrek kala buluştuk. Üç Mülkiyeli. Orta Doğulu görünürde yok...
Bizim kız "Hadi girelim" dedi. "O laf olsun diye 'Gelirim' dedi. Gelemez. Öğleden sonra final sınavı var. Nasıl gelir ki!..."
Biletlerin ikisin onlara uzattım... "Gelecek" dedim. "Siz girin, ben beklerim".
Saat iki buçuğu geçiyordu, sinemanın önünde bir taksi durdu. İçinde nefes nefese Orta Doğulu indi... "Kusura bakma geç kaldım." dedi...
"Öğleden sonra final sınavım vardı. Bu sınava raporsuz girmezsek dönem hakkim yanar.
Bu yüzden girdim. Kâğıdın altına hemen bomboş imzalayıp verdim. Fırladım, taksiye koşarken ayağım burkuldu, topuğum kırıldı. Yurda gidip ayakkabımı değiştirmek zorunda kaldım. Bu yüzden geciktim."
Sonra kulağıma eğildi.
"Ama ne kadar geç kalırsam kalayım, kapıda beni bekleyeceğini biliyordum." dedi.
"Ben de geleceğini biliyordum" dedim, elini elimin içinde sıkarken...
Sevginin en yüce yanıdır, inanmak... Ama ben başka şey anlatmak istiyorum, bugün... İnsanları ne kadar seviyoruz. Onlara ne kadar değer veriyoruz. Bunun bir tek şaşmaz ölçeği var.
Günlük hayatımızdaki önceliklerdeki yeri?
"Hadi sende gel." dediğimde
"Sınavım var, gelemem" diyebilirdi Orta Doğulu...
Kimse de bir şey diyemezdi. Öyle demedi... Senin için her şeyi yaparım." dedi...
Benimle herhangi bir gün,  herhangi bir saatte gidebileceği o sinemaya, sırf ben o gün istiyorum
diye, o gün gidebilmek için, sınavdan "Sıfır" almaya razı oldu.
Şimdi bir de herkesin günlük yaşantısında her zaman rastlanan başka örneklere bakın...

“Sevgilim, sana tapıyorum. Bugün buluşmayı çok isterdim ama randevu almıştım.”

“Alo, darling. Bu gece seninle buluşacaktık ya. Bir kız arkadaşım boy frendi ile bozuşmuş. Onu teselli etmem gerek. Beni affet!”
“Hayatım sen bir tanesin. Ama yarın buluşamayız. Galatasaray’ın maçı var.”

Listeyi sabaha kadar uzatabilirsiniz. Simdi bir düşünün.
Hem size ileri sürülen özürlere. Hem sizin ileri sürdüklerinize.
Kimi, neleri tercih ediyorsunuz, kimlere... Ve siz nelere tercih ediliyorsunuz? Eğer, sizin için arkadaşından, maçtan, sizi davet eden ya da size gelen herhangi bir arkadaştan sonra geliyorsa, sakin ola, onu sevdiğinizi falan düşünmeye kalkmayın. İnsanlar bazen kendilerini de kandırır, sevdikleri de. Ya da şüpheye düşerler,
“Ona karşı duygularım, çok karışık... Seviyor muyum acaba?” diye...
Sevginin ve değerin en yanılmaz ölçeği, tercihtir, önceliktir.
“Hadi sinemaya gidelim.” dediğinizde, arkadaşınız “Tabii, harika!” demeden önce “Ne film oynuyor?” diyorsa, hele hele ardından “Ben o filmi sevmem.” deyip buluşma teklifinizi reddediyorsa mesela, bilin ki asıl sevdiği sinemadır. Siz değilsiniz. Siz ancak onun ilgisini çekecek bir film ve boş bir zamanını bulabilirseniz, onunla buluşabilirsiniz. Bunun da adı sevgi olamaz tabii...
Sevgide önemli olan bir arada olmaktır. Sinema bahanedir sadece.
Düşünün bakalım, sevdiğinizi sandığınız insanın, hayatınızdaki öncelik sırası neydi? En tepede mi? O zaman gerçekten seviyorsunuz demektir.
Ya da söyle...
Hayatındaki en büyük önceliği daima size veriyorsa, hiç şüpheniz olmasın, en çok sizi seviyor.
Onun için en değerli varlık sizsiniz. Hem kendi karmaşık duygularınızı çözmenin, hem de onun duygularını kesinlikle belirlemenin en şaşmaz yoludur, öncelik testi... Çünkü en çok sevilen, en önce gelir.
 “Benim her şeyimsin.” kolay laftır, herkes söyleyebilir. Eğer sizi bir şeye tercih ediyorsa; ancak o zaman her şeyiniz demektir gerçekten.
Birisiyle ilgili duygularınızdan ya da onun duygularından şüpheniz varsa, derhal bu “Öncelik” testini yapın, her günkü yaşantınızdan örnekleri hatırlayarak. Şaşmaz gerçek hemen ortaya çıkacaktır.

Sevgi bir bakıma önceliktir çünkü!

                                                                                                                       Can DÜNDAR